2 Mayıs 2012 Çarşamba

30 yaş sendromu diye bir şey yok....

Ben otuz yaşıma yaklaşırken garip bir endişe ve panik içindeydim. Sanki sihirli bir değnek değecek ve buruş buruş bir kadına dönüşeceğim, artık gencim diyemeyeceğim sanırdım. Aslında farkettim ki otuz yaş sendromu diye bir şey yok. Olan şey şu; kendini keşfetmek... Otuzundan sonra hayat daha mı çabuk geçiyor? - malesef evet, neden biliyor musunuz? çünkü hayatın ve kendimizin kıymetini anlıyoruz yaşamdan zevk almaya başlıyoruz o yüzden de zaman hızla ilerliyor. Biz kadınlar en çok kendimize yapıyoruz ne yapıyorsak, illa ki birilerinin göz bebeği olmak zorunda mıyız? Birilerinin annesi, birilerinin kızı, birilerinin eşi vb. diye anılmak mıdır marifet? İşte benim bütün sorularımın cevabı otuz yaşla birlikte geldi. Anladım ki,  aynaya baktığımda kendimi beğeniyorum ve beğeniyorsam mutlu oluyorum. Bunu birinin onaylamasına ne ihtiyacım var? birisi illaki güzelliğimi ya da varlığımı beğenmek veya bunu dile getirmek zorunda mı? neden buna ihtiyacım olsun ki? Mesele tamamen kendine güvenmek ve tanımakla ilgili. Özgüven denilen şey öyle bir tılsım ki, herkesi görünmez çekim gücüne mahkum eder. Yolda yürürken bile kendinize güvenirseniz, yanınızdan saniyeler için geçenler bunu fark edeceklerdir. mesela resimdeki Marilyn Monreo 40 beden giyen, öyle çok da uzun boyu olmayan yuvarlak hatlı, ayva göbeği olan bir hatundu. Neden bir fenomen sizce? Bizler kadınız, doğanın varlığa ispatlarıyız, Yaradanın yaradılış mucizesinin aracılarıyız. Ne olursanız, nasıl olursanız olun aynaya baktığınızda kendinize değer verin ve beğenin, sizin beğenmediğinizi ve değer vermediğinizi başkasının beğenmesini ve değer vermesini nasıl beklersiniz?

6 yorum:

Banuca dedi ki...

Sen çok yaşa emi Neslicim :))
Bak ben 56 yaşındayım, buruşmuş muyuum :))
Şekercim, yaş ilerledikçe yüzdeki beliren çizgiler bile güzel, insanın karakterini yansıtıyor bana göre, yüzlerini gerdirenlere bakıyorum da, ifadesiz bir yüz haline geliyor... Hele içinde bir çocuk yaşatıyorsun, hiiiç yaşlanmazsın inan bana :)

neslininatölyesi.blogspot.com dedi ki...

tşk ederim güzel yorumunuz için, ben de aynı fikirdeyim, yüzümüzdeki çizgiler yaşanmışlıklarımız ve anılarımızla dolu, onları kaybetmeyi istemek aklıma bile gelmez bir gün...

Sade Kahve (ECE) dedi ki...

değiyor sihiri bir deynek neslicim insana ama dediğin gibi olumlu bir değnek bu yada bizleremi böylesi geldi:) ben çok sevdim 30 yaşımı.kadının en güzel olduğu yaşlarıdır derler bence çokda doru söylerler olgunluğa ilk adım gibi bir dönem bu. AMA annemin otuzlu yaşlarını hatırlıyorum gerçekten onlar orta yaşlıydı ama ben de kendimi hala genç göüyorum:) nesli acaba bu 30 yaş bunalımı 40 yaşamı çıkarıldı ne dersen 9 senem var benim tadını çıkarayımmm öyleyse:)

Nalan Ünal dedi ki...

Banu abla ne doğru bir tespitte bulunmuş. evet içinde bir çocuk yaşatıyorsan hiç yaşlanmıyorsun, şiddetle katılıyorum bu fikre.

Tipitoş dedi ki...

Sevgili nesli

30 yaş sendromunu bende çok yaşıyorum bu aralar, insanlar yavaş yavaş abla diye hitap etmeye başlayınca yaşlandığımı hissediyorum. Oysa ruhum öyle mi ? Hala parkta salıncağa biniyorum,kızlarımla çimenlerde yuvarlanıyorum, kaydıraktan kayıp seksek oynuyorum. Yaş alıp başını gitse de ben hala 15 imdeyim.
Sevgili banucanın dediği gibi bende içimde bir çocuk yaşatıyorum

Sevgiyle kal..

hülya yavuzer dedi ki...

kısa ve çok net bir yazı olmuş hoşuma giderek okudum ,24 yaşındayım 30deyince zaman zaman çokmuş gibi gelsede dediğiniz gibi 30yaşın kendini tamamen keşfetmeyı, daha iyi anlamayı ve özgüvenli olmayı getiriyor diye düşünüyorum gözlemlerim ve söylendiğine göre :)
kaleminize sağlık sevgiler:)